|
Geride bıraktığımız yüzyılın ortalarından itibaren giderek daha fazla hissedilmeye başlayan dünya nüfusundaki artış, baş döndürücü bir ivme ile gelişen endüstri ve bu değişime paralel olarak yeryüzündeki doğal güzelliklerini tehdit eden kirlenmelerden kaynaklanan çevre sorunları, yirminci yüzyılın son çeyreğinde insanlığın geleceğini olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Havası ve suyu kirlenmemiş, toprağı bozulmamış, gürültüden ve diğer kirliliklerden uzak, temiz, güzel, yeşil ve sağlıklı bir çevrede yaşamak, yirminci yüzyıl insanının en büyük isteği ve özlemi haline gelmiş, geleceğe huzurla bakabilmenin en büyük teminatı olarak belirginleşmeye başlamıştır.
Ülkemiz 1950 yılından bu yana, kalkınmasını sürdürerek bir tarım ülkesinden, tarımın toplam GSMH içindeki payının neredeyse %20'lere düştüğü bir kent toplumuna dönüşmüştür. 1950'de toplam nüfusun sadece %18,7'si, nüfusu 10.000'in üzerindeki kentlerde yaşarken 1980'de bu oran %45'e çıkmıştır. Aynı dönemde toplam nüfus iki katından fazla artarak 20,9 milyondan 45,9 milyona ulaşmıştır.
Yıllık %2,5 düzeylerinde seyreden hızlı nüfus artışı ve kentsel nüfus payının artması, her on yılda kentlerdeki nüfusun iki, hatta üç katına çıkmasına neden olmuştur.
1950 yılında nüfusu 10.000'i geçen kentlerde toplam 3,9 milyon kişi yaşamakta iken, 1980 yılında bu sayı 20 milyonu geçmiştir. 1997 yılı nüfus sayımına göre ise, toplam Türkiye nüfusunun %65'i (yaklaşık 41 milyon kişi) kentlerde, %35'i (yaklaşık 22 milyon kişi) köylerde yaşamaktadır. Bu sonuçlardan anlaşılacağı gibi Türkiye nüfusu hızla kentleşmektedir.
Bu nüfus artışının, ülke düzeyinde kentsel altyapı ihtiyacını hangi boyutlara ulaştırdığını biliyoruz. Zamanında çözüm üretilmediği veya yeterli düzeyde altyapı temin edilmediği için ortaya çıkan sorunlar yumağı tüm kentlerde açıkça görülmektedir.
Türkiye'de kentsel alanlarda su, temizlik hizmetleri kent içi yollar ve ulaşım sorunlarının çözümü için yerel yönetimlerin mali kaynakları güçlendirilmiş olmakla beraber, yine de yılların biriktirdiği sorunların süratle çözüme kavuşturulması bir hayli zor olacaktır.
Türkiye'de planlı kalkınma döneminin başlaması ile birlikte sanayileşme yolunda önemli adımlar atılmış ve sanayileşmeye paralel olarak kırdan kente doğru büyük bir göç başlamıştır. Kente göç edenlerin büyük bir bölümü kendi yaptıkları gecekondularda ve yol, su, kanalizasyon gibi diğer kentsel servislerden yoksun çevrelerde yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu göç, kentleşmenin demografik karakterli ve düzensiz bir biçimde gelişmesine yol açmış ve böylece özellikle büyük kentlerde önemli boyutlarda yerleşim sorunu ortaya çıkmıştır.
Bu duruma çözüm ; orta büyüklükteki şehirlerin devreye sokulması, mekanın organizasyonunda, mevcut şehir merkezlerinin hizmet merkezi olarak sisteme ithali ve ülke çapında dengeli bir yerleşme sistemi kurabilmek amacıyla yerleşme ve nüfus dağılımın "Yeni Kent-Yeni Şehir" ölçek ve boyutunda çözüme götürülmesidir.
Büyük kentlere yığılmanın getireceği sorunların çözümünde tek ve en etkili araç "Uydukent" yaklaşımı ile "yeni kentler" in oluşturulmasıdır. Konut sektöründe şartların iyileştirilmesi, bu iyileştirmenin ölçü ve tanımı ne olursa olsun ekonomik ve sosyal kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır.
Konut sektörünün kalkınma sürecindeki yerini ve önemini belirleyen temel ilkeler ve yararlar şöyle sıralanabilir :
a) Uygun şart ve özellikteki konutlar insan onuru ve mutluluğunun temel gereğidir. "Konut öyle bir fiziki barınaktır ki, içinde insan, toplumsal, ekonomik ve kültürel yeteneklerini geliştirme ortamı bulur ve toplumla bütünleşir."
b) Uygun şart ve özellikteki konutlar, toplumun dengeli kalkınması için gerekli soysal yardımı yaratır. Ekonomik ve toplumsal gelişmeyi kolaylaştırır, hızlandırır.
c) Çağdaş teknoloji ürünleri ile donatılmış uygun şart ve özelliklere sahip konutlar, kişilerin sağlığını ve verimliliklerini olumlu yönde etkiler. Bu durum ise, hem genel hayat standardının gelişmesi, hem de ulusal ekonomik kalkınmaya ivme kazandırır.
d) Yeni konutlar üretilmesi veya yıpranmış konutların yenilenmesi birçok alanlarda istihdam, üretim ve tasarruf yönlerinden olumlu bir hareketlilik sağlar.
e) Altyapısı hazırlanmış konut alanları, nüfusun bölgesel planlamaya ilişkin ulusal amaçlara uygun dağılmasını sağlamak için yararlı bir araçtır.
f) Konut sahibi olarak sağlıklı bir ortamda yaşama imkanına kavuşan insanların kendilerini emniyette hissetmeleri ve kira ödemelerinden kurtularak beslenme, sağlık, eğitim ve diğer ihtiyaçlarına daha çok pay ayırabilmesi sonucunda, çalışma veriminin artacağı ve ülke çapında bir gelir artışı doğuracağı açıktır. |